9F486269-BC5F-466C-BA1B-285652412541

Sen neymişsin be Dikiş Makinası !

Kışın yaklaştığı, havaların hafiften serinlediği bugünlerde, malum yazlık giysilerin kaldırılıp kışlıkların çıkarılma zamanı geldi. İnce giysiler, ketenler, emprimeler yatağın üzerine serildi, hurçlardan çıkan yünlü pantolonlar, kazaklarla yer değiştirmek üzere hazırlandı.
Ne çok giysi, ne çok kumaş …. Ne çok dikiş, ne çok emek….
Ottovitol’ü yine bir düşünce aldı. Tekstil sektörü, fabrikalar, işçiler, onca hammadde, kotonlar, ipekler, iplikler, sentetik kumaşlar, onca ARGE, onca insan, onca çaba…. Deli bir döngü !

Malumunuz zaten biz, meraktan ve akabinde merak ettiği her şeyi öğrenmekten belki gereğinden fazla haz alan bir duo olarak bu tekstil hikayesinin baş kahramanı olan dikiş makinalarına takıldık bu kez. Zaten hayatımızın içine fazlasıyla entegre olması hasebiyle görünürlüklerini kaybetmiş, artık pek de kimsenin umursamadığı objelerin tarihi bizi hep çok ilgilendirir bilirsiniz.

Şöyle bir okuyalım araştıralım dedik.
Kiiii…. Dikiş makinasının arkasından ne hikayeler çıktı !
Ah o makine nasıl da bir türlü icat edilememiş, edilince de ne olaylar ne kavgalar çıkmış !

Alman Charles Weisenthal, 1755 yılında ilk dikiş makinesi iğnesinin (sadece iğne olmasına dikkat :)) patentini İngiltere’de almış ancak o iğneyi monte edeceği makineyi bir türlü icat edememiş !

Ardından mucit ve marangoz Thomas Saint, 1790 yılında tastamam bir dikiş makinesi tasarlamış, hatta gidip makinesinin patentini de almış (patent almak o yıllarda çok mühim) ancak tasarladığı icadın çalışan bir prototipini yapmayı maalesef becerememiş, kendisinden sonra o patente göre üretilen makineler de çalışmamış !

Bu sefer Avusturyalı terzi Josef Madersperger, 1814 yılında bir dikiş makinesi icadı denemesi yapmış, tabii ki patent almış fakat makine yine çalışmamış ! Bizdeki merak şu oldu, çalışmayan makinelere patent nasıl veriliyordu ? İsteyen istediği her şeye patent alabiliyor muydu ? Patent memurları “ De git kardeşim, git güzel güzel icat et de öyle gel demiyorlar mıydı ?

1818’de ise Amerikalı John Adams Doge ve John Knowles pek de fena olmayan bir dikiş makinası üretmişler. Bu makina dikebilecek gibi duruyormuş ancak bir kaç düz dikiş sonrası arızalanmış ve tamir edilememiş.

Yoruldunuz değil mi ?

Ama nihayet !!

Terzi ve mucit (terzilikle mucitlik makamının içiçeliği burada önemli) Barthelemy Thimonnier, eski el dikiş yöntemine hızlı ve rahat bir alternatif bulmayı kafasına takmış, 4 koca yıl saatlerce yalnız başına bunun üzerinde çalışmış ve sanayi alanında devrim yaratan ilk çalışan dikiş makinesini icat etmiş ! Ve 1829 yılında çalışan bu makina ilk kez atölyelerde kullanılmış. Tabii ki hemen patent almış ve pazarlamak üzere Paris yollarına düşmüş.
Veeeee…. 1831’de Paris’in Sevres sokağında dünyanın ilk dikiş atölyesini açmış, 80 makina varmış bu atölyede, ve burada Fransız ordusu için üniformalar dikiliyormuş.
Başlarda muazzam bir başarı ve kazanç elde eden mucit terzinin kazandığı şöhret ve para, müşterilerini kaybeden diğer fabrika işçileri ve tekstil üreticilerini fena halde tedirgin etmiş. Bunun sonucunda, Thimonnier’in atölyesini basan saldırganlar tüm dikiş makinelerini kırıp atölyeyi ateşe vermişler.
Saldırıdan zar zor sağ kurtulan Thimonnier, 80 dikiş makinasından sadece bir tanesini kurtarabilmiş.
Ancak ne yazık ki terzi mucit, çok direnmesine rağmen sektörle olan mücadelesinde başarısız olmuş ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için tekstil sanayinde devrim yaratan son dikiş makinasını satmak zorunda kalmış. Fransa’nın Rhone şehrinde sıradan bir terzi olarak çalışmaya başlamış ve 1857 yılında yoksulluk içinde hayata gözlerini yummuş. Ve maalesef fakirler mezarlığına gömülmüş.

Dikiş makinası denemeleri elbette devam etmiş. Bugün kullanılmakta olanın basit bir benzeri 1833 yılında nihayet Walter Hunt tarafından icat edilmiş. Hunt’ın icadında iki makara iplik ve bir adet dikiş iğnesi bulunuyormuş, çapraz dikiş yapabilme özelliğine de sahipmiş. Uğursuz olsa gerek diyeceğiz artık, Hunt asla seri üretim sektörüne giriş yapamamış ve bu makinanın hiçbir yararını görememiş.

Peki sizce kim hayrını görmüş ?

Tabii ki

Isaac Singer 🙂

Daha evvelki tüm çalışmaları derleyerek, aslanlar gibi çalışan ve seri üretim yapabilen dikiş makinasını hayata geçiren Singer, bu makinaların çok sayıda üretilmesini sağlayarak günümüzde dikiş makinası dendiğinde akla gelen ilk marka olmayı başardı.

—- bu arada azıcık dedikodudan da zarar gelmez 🙂 bizim Singer efendinin değişik eşlerinden ve metreslerinden 24 tane çocuğu olmuş —-

Hatta ilginçtir Isaac Singer’ın eşlerinden biri, 24 çocuğunun 7 tanesinin annesi pek ilginç bir hanım,

Isabella Eugenie Boyer….

Döneminin çok ünlü bir modeliymiş bu hanımefendi !
Hatta tuhaf ama kendisi Özgürlük Anıtı’nın modelliğini yapmış !!!!

Singer bey’in 24 çocuğunun dedikodusunu ise bir başka gün yapalım, yaz yaz bitmez çünkü… o hoo ne maceralar !

Bu yazıyı beğendiniz mi? Paylaşın!

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Email

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sepet

Giriş

Üye değil misiniz?

Aradığınız ürünün adını yazmaya başlayın...
Mağaza
Favoriler
0 items Sepet
Hesabım

Kargo Bedava!

Tüm siparişlerinizde kargo ücretsiz!